Ücretsiz Online Ziyaretci Sayaci

25 Şubat 2015 Çarşamba

ENVER AĞABEY BİZE ÇOK YAKIN



Pençeli Holding Patronu
ENVER ABİ

2000'li yılların en sıkıntılı günleri… Haftanın belli günleri Holding merkezine gidiyorlar, diğer günler görüşmelerini evde yapıyorlar.
Dışarı çıkarken giydikleri iki ayakkabıları var. Birisi siyah, diğeri kahverengi…
Kahverengi olanı ayaklarına daha rahat olduğu için çoğunlukla onu tercih ediyorlar.
Çok fazla dışarıda dolaşmadıkları halde, ayakkabının altındaki kösele iyice yıpranmış, delinecek hale gelmişti. Evde görevli arkadaşa, bu ayakkabının altına pençe yaptırmasını istediler.
“Holding patronu” Enver Ağabey, o sıkıntılı günlerde yeni bir ayakkabı aldırmayı fazla görmüştü.
Mahallenin kundura tamircisine götürülen ayakkabının altına pençe yapıldı ve yaklaşık bir sene de öyle kullandılar. Daha sonra o pençeli ayakkabısını bana hediye ettiler.
Mehmet Koç
----------------------
Kimse dışarı çıkmasın!
Yanlarında hizmet ettiğimiz günlerden biriydi... Ramazan ayı... Evin salonunda teravih namazı kılıyoruz.
Namaz bitti, dua edilmeden önce arkalarına dönüp,"Duadan sonra kimse salondan çıkmasın" dediler.
Dua edildi, aşr-ı şerif okundu. Kalktılar, iki arkadaşı yanlarına alıp salondan çıktılar.
Merakla bekliyoruz. Salon dışındaki odada bir hareketlilik var ama ne olduğunu anlayamıyoruz.
Bir müddet sonra içeri girdiler, her zamanki gibi yüzlerinden eksik olmayan tebessümleri ile, "Namazdayken bir an düşündüm. Ben şimdi ölsem ne yaparlar? Dini vecibeler yerine getirilir, daha sonra bana ait ne eşya varsa fakirlere dağıtılır. Kendimi ölmüş kabul ettim, eşyalarımı, kıyafetlerimi kendim dağıtayım dedim. Geçin yan tarafa, isteyen istediğini alsın" buyurdular.
Aşağıda kendilerine ait giyinme dolabında eski yeni ne varsa boşaltmış, üzerlerindekinden başka kıyafet bırakmamışlardı.
Özel hizmetlerinde görevli arkadaşlar olarak hemen yan tarafa geçtik ve emirleri üzere eşyalarından almakla bahtiyar olduk.
Onlar da, her zamanki gibi, vermekten duydukları zevki tattılar.
Her zaman ölümü yanlarında bildiler ve hazırlıklıydılar.
ENVER ABİ VİDEOSU

ENVER ABİ GÖNÜL ADAMIYDI







Pijamalı pizza partisi!


Enver Ağabeyim, vefatına kadar tam 20 sene bütün yurt içi ve yurt dışı seyahatlerine bizi de beraberlerinde götürdüler. Hangi hatırayı seçip, nasıl anlatsam…
1999 Haziranında Mısır'a gitmişlerdi. Burada İmam-ı Şafii, Ahmed Rufai, Seyyidet Nefise hazretleri ve birçok mübarek zatın türbelerini ziyaret ettiler. Fakat sırtlarında ve kollarında şiddetli bir ağrı başladı. Rahat gezemiyorlardı. 
“Bu ağrılarla burada daha fazla kalamayız, hemen İstanbul'a dönüp muayene olmam lazım” dediler ve seyahati kısa kesip İstanbul'a döndük. 
Ertesi gün Türkiye Hastanesine gittiler. Burada yapılan kontrollerde boyun fıtığı teşhis edildi. Doktorlar durumun çok ciddi olduğunu, sol kolun ömür boyu felç olma riskinin bulunduğunu, acilen ameliyat gerektiğini söylediler. Ameliyatı yapacak doktor ve hastane konusunda doktorlar arasında bir anlaşmazlık yaşandı. Enver Ağabeyin en donanımlı hastanede, en meşhur operatörler tarafından ameliyat edilmesini istiyorlardı. 
Enver Abi akşam Sarıyer'deki evine gidince herkese ibret olacak bir karar verdi: 
“Bizim bir hastanemiz var, Türkiye Gazetesi Hastanesi... Ben, 'Enver Abi kendi hastanesi dururken başka bir hastanede tedavi oldu' dedirtmem. Ama eğer hastanemizin imkânları böylesine riskli bir ameliyata müsait değilse, burada başka bir hastaneye değil, yurt dışına giderim.”
İki gün sonra Amerika'ya hareket ettiler. Frankfurt'tan aktarma ile Washington Baltimore Havalimanına indik. 
Buraya yakın Johns Hopkins Hastanesine gittik.  Hemen yatırdılar ve tahlillere başladılar. 
İki gün sonra da dünyaca meşhur beyin cerrahı Dr. John Long tarafından ameliyat edildi. 
Bu başarılı ameliyattan sonra Enver Ağabeyin neşesi yerine geldi. Sanki hasta olan biz, o bize moral veriyordu. Hastane personeli moral bulmak için Enver Ağabeyin odasına üşüşüyorlardı. Bir defasında İhlâs Holding Amerika Temsilcisi J.Osman Metya, Enver Ağabeye dışarıdan pizza getirmek istedi. 
Enver Abi, "Olur. Burada ne kadar çalışan varsa, doktor, hemşire ve diğer görevliler… Hepsinin sayısını alıp sipariş edersen, olur” dediler!
Gerçekten de bir saat sonra Johns Hopkins Hastanesinde kaç kişi varsa, bütün hemşirelerin, hastabakıcıların, temizlikçilerin, hasta refakatçilerinin hepsinin önünde, elinde pizza vardı. Enver Ağabey odasında dışarı çıktı ve durumu görünce hem güldü hem de, "Eh, şimdi ben de pizzamı rahatça yiyebilirim" dedi. 
Dünyada ondan daha merhametli insan yoktu…
Vehbi Tülek
..........
Hatıra

Gönül kırma, kırılırım..
........
Fatih Çarşamba'da baskı tesislerimiz vardı. Enver Ağabey zaman zaman oraya uğrardı.
Bir gün Enver Ağabey sokağa girdiğinde bendeniz bir seyyar satıcı ile tartışıyordum!
“Ne var, ne oldu?” diye bana sordu.
“Efendim bizim kamyonet bu arkadaşın tablasına vurmuş, onu tartışıyoruz.”
“Bizim kamyon vurmuşsa bunda tartışacak ne var” dedi Enver Ağabey, “Derhal hem adama bir tabla alacaksınız, hem gönlünü alacaksınız. Hatta tablasını bundan sonra bizim binanın bahçesine koyacaksınız ki bir daha kimse dokunmasın.”
Enver Ağabeyin istediği gibi yaptık, o seyyar satıcı hem yeni bir arabaya kavuştu, hem garantili bir yere…

M.Çetin Doğanalp


ENVER AĞABEY DİYOR Kİ...
“Dikkat edin, sevilen kişi var, sevilmeyen kişi var. Kurcala, arkasından kibir çıkar. Allahü teala göğsü kabarık insanları sevmiyor. Başı önünde olanları seviyor.”




SEVGİ BEDEL İSTER

ENVER ABİ VİDEOSU












Sevgi bedel ister!

 İhlâs Holding merkezindeki yemek salonunda her perşembe bir hatta bazen birkaç nişan veya düğün olurdu.
Holding çalışanlarından birinin oğlu veya kızı nişanlanır/evlenir, Enver Ağabey de mutlaka bu törenlere katılıp sohbet ederdi.
Gerçek düğün de zaten Enver Ağabey'in o eşsiz, o tadına doyulmaz, o anlatılmaz sohbetleriydi.
***
Yine bir perşembe günüydü.
Çalışma mekânımda, yani Türkiye Hastanesi'ndeyiz.
Enver Ağabey'in ikinci böbrek nakil operasyonundan hemen önce...
Hastanede kalıyorlar.
Çok sıkıntıları var. 
Kemik iliğinden biyopsi için parça alındı.
Öte yandan, Holding merkezde arkadaşlar toplanmış, Enver Ağabey gelir sohbet eder diye bekleşiyorlar. 
Doktorlar ise kendi aralarında, “Bu halde iken toplantıya gidemez” diyor.
Derken Enver Ağabey odasından çıktı:
“Hadi bakalım, gidiyoruz.”
Doktorlardan biri, “Efendim istirahat etmeniz gerekir. Gitmeseniz iyi olur” dedi. Diğerleri de aynı kanaatle, “İyi olur”, “İyi olur” diye başlarını salladılar. 
Enver Ağabey derin bir nefes alıp kafasını sağa sola salladı:
“Uzaktan gelen arkadaşlar vardır. Onları bekletemem” deyip arabaya yürüdü.
Enver Ağabey'in arkasından herkes gitti. Sohbet var, kaçırılır mı?
Bendeniz öylece kalakaldım. Çünkü düğün sahiplerinden kimse beni çağırmamıştı.
Kalbim ezildi, buruldum, hüzünlendim.
İçimden şöyle geçmesine engel olamadım:
“Bizim de adamımız olsaydı, biz de giderdik.”
Enver Ağabey daha yolda iken aratmış. “Yemeğe davetlisin” dedi telefondaki arkadaş.
Havalara uçtum.
İdris Doğru........
.......................
ENVER
 AĞABEY
----------------------

ENVER AĞABEY ANLATIYOR

ENVER AĞABEY ANLATIYOR








HOCAM ELİMDEN TUTTU VE…

Kuleli'yi bitirip Fen Fakültesinde tahsil görürken, uzak bir akrabamın Bankalar Caddesindeki eczanesinde çalışıyordum. İkindiyi kılıp mesaiye geliyor, geceleri de orada kalıyor, nöbet tutuyordum.
Bir gün akrabam beni çağırdı ve dedi ki, “İkindi üzeri yoğun oluyoruz. İş aksıyor. Ya namazı, ya da eczaneyi terk et.”
“Yahu namazın farzı, en çok dört dakika” dediysem de, “Olmaz” dedi. “Peki, tercihimi yapıyorum: Namaz!” dedim ve eczaneden çıktım. 
Hocam Hüseyin Hilmi Efendiye gidip olayı anlattım. Çok üzüldüler ve dediler ki, “Yarın saat on ikide Yeni Caminin önünde buluşalım ve size iş arayalım.” 
Ertesi gün Hocamla buluştuk. 
“Kemal Atabay'a gidelim” dediler. Kimya Fakültesinden sınıf arkadaşı veya asistan idi… 
Sirkeci'nin bir arka sokağına girdik. Orada Şark Ecza Deposu vardı. Hocamla ellerinde çantası, merdivenlerden çıktık. Kemal Atabay da ortağı Derman Bey ile toplantıdaymış. Hocamı görünce, “Ooo Hilmi Bey nerelerdesiniz?” diye sarıldı. Hocam da, “Bu benim oğlumdur. Kendisine iş arıyoruz” dediler. 
“İlaçtan anlar mı?” 
“Zaten eczanede çalışıyordu.” 
“Siz bizim gazete ilanımızı mı okudunuz?” 
Meğer gazeteye o gün ilan vermişler. 
“İlândan haberimiz yok.” 
Sonra Kemal Bey bana “Şöyle geçin” diyerek, birkaç şey yazdırdı ve “Tam aradığım elemansın. Ben bunu aldım” dedi. 
Hocam, “Efendim kaç para vereceksiniz?” diye sordular. 
Kemal Bey, “250 lira” dedi. 
Sen misin namaz için işi terk eden; al sana hem iş, hem de iki misli maaş!
O sene (1956) Sigorta Kanunu da çıktı, beni sigortalı yaptılar. Bu sebeple 38 yaşında emekli oldum. 
Ya efendim, Hocama sorduk, bu nimete kavuştuk. 
Biz nerelerde, ne zorluklarla namaz kıldık. Mesela bir gün bir kazan dairesinde namaz kılmıştım. Baktım herkes bana bakıp gülüyor. Aynaya baktım ki, alnım isten kapkara olmuş. Namaz için çok sıkıntı çektiğimden, her iş yerinde insanlar rahat namaz kılsın diye mescit yaptırıyoruz.
Enver Abi Anlatıyor...

ENVER AĞABEYİMİZİN VİDEO ADRESİ






ENVER ABİMİZİN VİDEO ADRESİ


7 Şubat 2015 Cumartesi

SIR SAKLAMAK




{ ABI-HAYAT }

Açma sırrını dostuna,

o da söyler dostuna.


Sual: Sır saklamanın önemi nedir?

CEVAP Sır, gizli kalması ve herkese söylenmemesi gereken şeydir. Başkaları duyunca, ya mahcup oluruz veya o işi başaramayız. Bu bakımdan sır saklamak, başarının önemli sebeplerinden biridir. Sır sayılabilecek işler gizli tutulmalıdır.
Bir çok devlet adamı, başarılarının en mühim sebebinin sır saklamak olduğunu bildirmişlerdir. Padişahlar daima öyle bir yol tutmuşlar ve öyle hayat sürmüşlerdir ki, sırlarını hiç kimse, hatta hanımları da bilmezdi. Fatih Sultan Mehmet Hanın, "Yapacağım işleri, sakalımın bir kılı bile bilse, onu kopartırım" dediği meşhurdur.
Sırrını söyleyen ekseriya pişman olur. İnsan, söylemediği sözün hakimi, söylediği sözün mahkumudur. Herkes kolay sır saklayamaz. 
Hikmet   ehli zatlar  diyorkiSır, insanın esiridir. Açıklayınca, insan ona esir olur.Sırrını hiç kimseye söyleme! Akıllıya söylersen, seni zelil görür. Ahmağa söylersen, başkalarına söyleyerek sana hıyanet eder.
Sırrını söylersen, senin kendi gönlüne sığmadı demektir. Başkasının gönlüne sığmasını nasıl beklersin? Kendi sırrına senin gönlün dar gelirse, başkasının gönlü geniş gelir diye hiç bekleme. Otur kendini ayıpla!
Akıllı kimse, sır küpüdür.Sırrını anlatmanı isteyene, sırrını söyleme, sırrını ifşa eder.Ahmağın kalbi ağzında, akıllının dili kalbindedir. [Yani ahmak sır saklayamaz, akıllı sırrı ifşa etmez.]Bir kişiye söylenen sır, sırlıktan çıkar.Açma sırrını dostuna, [dostunun da dostu vardır] o da söyler dostuna.


Kerem sahibi ile, aran açılsa bile,İyiliğini söyler, kötülüğünü gizler.
Kötülere gelince, dostluk sona erince,İyiliğini gizler, kötülüğünü söyler.

Sırrı gizleyebilen insan, çok az olduğu için, sırrımızı başkalarına söylememiz uygun olmaz. Başkalarının bize söylediği gizli şeylerini de, adeta unutmalıyız, hiç kimseye söylememeliyiz! Cenab-ı Hakkın bir ismi de Settardır. Ayıpları, çirkin işleri gizler. İnsanların ayıplarını gizleyen kulunu da sever. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:(Arkadaşının aybını gizleyen, bir ölüyü diriltmiş gibi sevap kazanır. Allahü teâlâ böyle kimsenin dünya ve ahirette ayıplarını örter.) [Hakim]

Dost kazandost; düşman anadan da doğar


"Dost kazandost; düşman anadan da doğar"

Bugün google sayfalarında ve diğer benzeri adreslerde 
yukarıdaki sözün anlamını araştırdım.
Nedense tatmin olamadım.
Bu yaşa kadar gelmiş olmanın heyecanı ile kendimce bir iki cümleyle durumu özetledim.
Aşağıdaki açıklamaları alıntı olarak yayınladıktan sonra, dedim ki:
"Dost kazandost; düşman anadan da doğar.
Sen dost kazanmanın yoluna bak, düşman kolay kazanılır. Anan bile sana düşman olacak bir kardeş doğurur.
İnsanlar her zaman dost kazanmaya çalışmalıdırlar. Düşman kolay kazanılır. İnsanın anası bile düşman olacak bir kardeş dünyaya getirebilir."

Açıklamayı 
şu cümlelerle özetledim.
Sizlerin de yardımlarınızla bu ATALAR SÖZÜNÜ ameliyat masasına yatıralım.

Bu söz de esas vurgu, düşmanca bir lakırdı  etmeyelim demek isteniyor.
Bir sert bakış, bir düşüncesiz söz, bir her manaya çekilecek hareket insanı zora sokar.
Ne güzel söylemiş büyüklerimiz.
"Ağızdan çıkıncaya kadar sen sözün hakimisin. Fakat söyledikten sonra, o söz senin amirindir."
Onun için çok dikkat ermeliyiz.
Ne kadar yıl yaşayacağımız belli değil de, ne kadar dost kazanacağımızı dilimizden çıkanlara göre bileceğiz.
Yoksa düşman kazanmak çok kolay.
Kafamızın dikine gidersek, kardeşimiz bile düşmanımız oluverir.
Her adımımız temkinli, her sözümüz tedbirli olmalıdır.
Bin düşünüp bir söylemeliyiz.
Biraz da sizlere bırakalım.
Bu sayfalara yazacağınız yorumlar, makalenin içeriğini zenginleştirecektir.
Mutlu bir hafta sonu dilerim.
Dost kalalım, dostlar kazanalım.

18 Aralık 2014 Perşembe

GEMİÇLİ MEHMET EMİN GÜLER

YEĞENİM. GEMİÇLİ MEHMET EMİN GÜLER.
ANNESİ DE BABASI DA GEMİÇLİ

GEMİÇ KÖYÜ
KARDEŞİM TURHAN'IN OĞLU.

BABAMIZ HACI ŞERAFETTİN GÜLER'İN TORUNU.

ANNEMİZ HALİDE ORHAN GÜLER'İN TORUNU


ANNESİ TARAFINDAN DA:
GEMİÇLİ HACI HALİL ŞAFAKLAR'IN TORUNU



MEHMETEMİN 2013 YILINDA  DENİZLİDEKİ ÜNİVERSİTEDEN MEZUN OLDU.

 ÜNİVERSİTEYİ BİTİRDİĞİ YIL ASKERE GİTTİ.
KIBRISTA ASKERLİK YAPTI.
 AZ ÖNCE YURDA DÖNDÜ.
26 MAYIS 2013



YEĞENİM MEHMET EMİN GÜLER:
4 ŞUBAT 2016 PERŞEMBE GÜNÜ EVLENDİ.
DÜĞÜN GECESİ FAZLA RESİM ÇEKEMEDİM. SEVİNÇ VE ÜZÜNTÜ BİR ARADAYDI.
ALLAHU TEALA YEĞENİM MEHMET EMİNE MUTLULUKLAR VERSİN.
İKİ CİHANDA AZİZ OLSUN. İNŞAALLAH..