Ücretsiz Online Ziyaretci Sayaci

25 Şubat 2015 Çarşamba

TUTTUĞUN ALTIN OLSUN DEDİ ANNESİ

TUTTUĞUN ALTIN OLSUN




TUTTUĞUN ALTIN OLSUN


Yaptığım İşler:  Üniversitede biyolojide farelere bakıyorum. Artı, amcamın eczanesinde nöbet tutuyorum. Artı, iki öğrenci kardeşimi okutuyorum. Artı, Ömer Öztürkmen abiye yalvardım; Sabah gazetesine musahhih olarak girdim. İlk gazetecilik oradan başlıyor. İlk mürekkep kokusu oradan başlıyor. Ömer Abi, İrfan Abi (Atagün) benim patronlarımdır, büyüklerimdir. Allah onlardan razı olsun. Bize maaş verdiler. Ve bu dört beş işi bir araya sıkıştırdık, ders çalışmaya da vakit ayırmaya çalıştık. 
Evde sıkıntı çok...
Vapurlarda gidip gelirken ders çalıştık ve dört senelik fakülteyi Allahü teâlânın izniyle üç senede bitirdik. Gazete okumaya, sinemaya gitmeye, maç seyretmeye vakit yok. 
(Kusura bakmayın efendim, ben böbrek nakli yaptırdığım için susuz pek duramıyorum. Su içeceğim ama siz kusura bakmayın. İlaç gibi yani.) 
Efendim bir hadîs-i şerîf var. Peygamberimiz buyuruyorlar ki; “Anne baba duası, Peygamberin ümmetine duası gibidir. Reddolmaz.” Ben onun için annemi babamı anlatmak zorundayım. Çünkü bütün bu nimetlere kavuşmama onlar sebep oldu. 
Annem geldi, kardeşlerim de var, çalışıyoruz, borç ödüyoruz. Kardeşimi evlendirdim, kardeşlerimi okuttum. Allah! Herkes çektiği sıkıntıyı kendisi bilir. Annem şu kadar söylüyordu; “Oğlum, ben gündüz namaz kılarken sana yaptığım duadan tatmin olmuyorum. Senden o kadar razıyım ki, gece namaza kalkıyorum; sırf sana dua etmek için.” 

Şimdi soruyorlar. Enver Ören nasıl başarıyor? Vallahi Enver Ören'de iş yok. Ama aldığı dua çok... Kesin. 
Bir gün annem dedi ki; “Oğlum, ben senden çok razıyım. Allah'a duam, sen taşı tut altın olsun.” 
Vallahi oldu. Nasıl oldu? Bakınız şimdi... Para bakımından çok sıkıştık. Şirketin bu hale gelmesi öyle gökten zembille inmedi yani. Ateş düştüğü yeri yakar. Çektiğim sıkıntıyı anlatmam mümkün değil. Bazı arkadaşlar belki bilirler, ben öğretmenim. Yirmi beş sene öğretmenliğim var. 
Bir gün oturuyorum. Dedim ki; “Ya, tebeşir yapalım tebeşir!”
Çağırdım arkadaşları.  Tebeşir yapalım ama bizim tebeşirin bir özelliği olsun. Tozsuz olsun. 
Peki. Neyse. Çağırdık kimyagerleri, şunları, bunları. “Bir tozsuz tebeşir yapın” dedik. Yaptılar. 
“Efendim, ismini ne koyalım?” dediler. 
Dedim, “Altın Tebeşirleri olsun.” Bilerek değil ha! 
Altın Tebeşirleri satılıyor, para kazanıyoruz. İhraç ediyoruz. İyi para kazanıyoruz. 
Bir gün, Allah! Ya niye biz buna “Altın” dedik? “Tebeşirin asli maddesi nedir?” diye sordum arkadaşlara… “Taş” dediler. İsmi ne bunun? “Altın.” “İşte, annemin duasındaki gibi, taş altın oldu. 
Ana duası, baba duası, bu işin esası. 
Onun için hayatta olanlar; annemiz babamız hayatta ise hemen bu gece mutlaka elini öpmeli. Ve efendim bir şey daha arz edeyim. Hayatımda hiçbir gün evden abdestsiz ve annemin elini öpmeden sokağa çıkmadım. 
Bir gün; “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadîs-i şerifine uyarak, annemin ayaklarının altını öptüm. 
“İnşallah senin de çocuğun, ayaklarının altını öpsün” dedi.  
Bizim çocuk dört beş yaşındayken, daha yeni yürürken, ben uzanıyordum, geldi “şap” ayaklarımın altını öptü. 
Dedim; “Ne yapıyorsun?” 
“İçimden geldi” dedi. 
Şimdi efendim, insan ne ekerse onu biçer. Allaha şükür ben oğlumdan şimdiye kadar hiçbir itiraz görmedim. 
HAYIRLI EVLAT…
Balıkçılık Biyolojisini okuduğumuz için, balıkçılıkta bir kaide vardır; bir milyon yumurtadan bir balık yaşayabilirse, o sürü muvaffak olmuştur. 
Onun için yirmi tane, on tane değil de bir tane devam ettirecek birisini bulmamız lâzım. Çünkü insanın öldükten sonra amel defteri birkaç şeyle kapanmaz. Bir tanesi hayırlı evlat... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder